Bir etkinlikte, arkadaş ortamında, iş yerinde; canım sıkıldı erken çıkmak istiyorum dediğinde veya bugün işe gelmek istemiyorum uykum var dediğinde azar yiyorsan… ama diğer çalışanlar yalandan “ben hastayım, kızım hastalandı, akrabam vefat etti” gibi yalanlarla itiraz edilmeden izine yollanıyorsa. Dürüstlüğün cezalandırıldığı bir dünyada, erdemli olmak; dürüst olmayı gerektirir mi?
Dürüstlük

Kontrolünde olanlar: Kendi karakterin, verdiğin sözlere sadakatin ve doğruluğun. Başkaları kendi karakterlerinden taviz vererek günü kurtarıyor olabilirler, ancak karşılığında içsel bütünlüklerini kaybederler. Onların yalan söyleyerek dışsal bir “ödül” alması, senin de aynı yozlaşmaya katılmanı hiçbir şekilde haklı çıkarmaz.
Erdem Dışsal Bir Ödül Beklemez
Dürüstlüğün dezavantaj yarattığı, yalanın ise işleri kolaylaştırdığı bir düzende doğru kalmak zordur, fakat erdemi değerli kılan şey zaten tam olarak budur. Marcus Aurelius’un da kendine sıkça hatırlattığı gibi, doğru olanı yapmak dışarıdan bir takdir, alkış veya rahatlık getireceği için değil; sadece doğru olduğu için yapılır.
Erdem
Ama, adaletsizlikle idame edinilen bir oyunda, dürüstlüğünü korumak erdem değildir.Dürüstlüğün cezalandırıldığı bir dünyada erdemli olmak, her zaman herkese karşı dürüst olmayı gerektirmez; bazen sadece kendine karşı dürüst kalmayı gerektirir. Her sabah o yataktan kalkarken içindeki devasa boşluğu, mutsuzluğunu, yaşadığın sıkıntıları ve yorgunluğunu kimseye hissettirmemek için zaten her gün en büyük yalanı söylüyorsun: “İyiyim.” Çevremdekiler de her gün yalan söyleyerek günü kurtarıyor. “Kızım hasta”, “Cenazemiz var”, “Midemi bozdum”… Bunlar, toplumun ve iş hayatının kabul ettiği, sistemin çarklarının dönmesine izin veren “meşru” yalanlar. Ben ise içimden gelen o saf, insani gerçeği, “uykum var, sadece buradan gitmek istiyorum” veya “bugün çalışacak gücüm yok” cümlesini kurduğumda aforoz ediliyorum. Neden? Çünkü kurumsal yapılar ve toplumsal beklentiler, insanın bir makine olmadığını, canının sıkılabileceğini veya nedensizce tükenebileceğini kabul etmek istemiyor. Onlara trajik bir bahane verirsen sana acıyarak istediklerini veriyorlar. Onlara dürüst ve çıplak bir insani durum sunarsan, seni sorumsuzlukla ve tembellikle suçluyorlar.
Sonuç
Bu tabloda dürüstlük, bir erdem olmaktan çıkıp bir tür kendi kendini baltalamaya dönüşüyor. Eğer karşımdaki yapı, gerçeği taşıyabilecek veya anlayabilecek bir olgunlukta değilse; kurduğum dürüst cümleler sadece bana karşı bir silaha dönüşüyorsa, o yapıya karşı dürüst olmak bir erdem değildir. Benim inandığım erdem, başkasına zarar vermemek ve kendi içimde ne yaşadığımın farkında olmaktır. Dürüstlük ve erdem aynı şey değildir. Dürüstlük eylemin kendisidir, erdem ise o eylemin arkasındaki niyettir. Sistemin ikiyüzlü kuralları içinde ezilmemek, zaten zor zar ayakta tuttuğum zihnimi korumak için günün birinde nefes almak adına o “meşru” yalanlardan birini söylemem gerekiyorsa, bunu yaparım. Çünkü asıl çürümüşlük, dürüstlüğü cezalandırıp yalanı ödüllendiren bu düzendedir. Böyle bir düzende erdem, bu çarka yem olmamak için kendi aklını, ruhunu ve sınırlarını koruyabilmektir. Hayatımı dürüstlük üzerine kurmak, herkese her an her doğruyu söylemek demek değildir; doğruları hak edenlere saklamak demektir.Güç Asimetrisi ve Ahlaki Yükümlülüğün Çöküşü
Kurumsal bir yapı, sizden gerçeği duymak istemeyip, kendi absürt prosedürlerine uygun trajik bir yalan (örneğin “Cenazem var”) talep ettiğinde, aslında elinde baltayla kapınıza gelen o adamdan yapısal olarak çok da farklı davranmaz. Sizi işsizlikle, dışlanmakla veya mimlenmekle tehdit eder. İradenizin gasp edildiği, dürüstlüğün bir intihara dönüştürüldüğü bir düzlemde, karşı taraf gerçeği talep etme hakkını ahlaken kaybeder. Bu noktada söylenen yalan, ahlaki bir sapma değil; asimetrik bir güce karşı kullanılan bir araçtır.