12. sınıfa geldiğimde kendi içimde çok çatışmıştım, felsefe okuyup akademi kovalamak mı yoksa siber güvenlik üzerine yoğunlaşmak mı diye. Ben felsefeye çok fazla ilgiliydim ki hala öyleyim. Çok garip bi zevk alıyorum felsefeden, yaşadığım her olayı, her belayı; hatta planladığım her şeyi felsefe ile planlamaya çalışıyorum.
Bu size faydalı bir şey olarak geliyor olabilir ama bu beni gereğinden fazla sorgulayan ve eleştiren taraf olmaya zorluyor, artık bu bende refleks gibi bir şey oldu. Planlama yaparken sürekli mükemmeliyetçi hareket etmek zorundaymış gibi planlarımı yapıyorum. Oysa bazen doğaçlama ilerlemenin daha faydalı olduğunu bende biliyorum, ama dediğim gibi bu benim için bir refleks oldu.
Etik Nedir?

İşin bencesi, “kimse sana bakmıyorken ne yaptığındır”. Doğru olan ile kolay olan arasında bir yerdir, hangi tarafa adım atacağınızı belirleyen içsel pusulanızdır. Çoğu zaman ahlak ile etiği birbirine karıştırırız. Ahlak, içinde yaşadığınız toplumun veya kültürün size “bunu böyle yapmalısın” dayatmasıdır. yöreseldir, zamanla değişebilir. Etik ise biraz daha evrenseldir. Gece yastığa başınızı koyduğunuzda kendi aklınızla ve vicdanınızla baş başa kaldığınız o mahkeme masasıdır. Toplumun ne dediğinden ziyade, eyleminizin kendi iç tutarlılığıyla ilgilenir. Hani giriş kısmında her şeyi gereğinden fazla sorguladığımdan ve bir refleks olarak mükemmeliyetçi yaklaştığımdan bahsetmiştim ya… İşte etik kavramı tam olarak benim bu yönümü besliyor. Çünkü etik, elinize tutuşturulmuş bir kural kitabı değil, bir düşünme biçimidir. Bir eylemi gerçekleştirmeden önce “Bunu yapacak gücüm, yeteneğim ve imkanım var… Peki ama yapmalı mıyım?” sorusunu sorma cesaretidir. hacking gibi sınırların çok silik olduğu bir alanda bu soru daha da kritik geliyor. Ekranın karşısında tek başınızayken, bir zafiyeti sömürmek için o enter tuşuna basmadan hemen önce sizi durduran veya devam etmenizi sağlayan şey teknik bilginiz değil, tam olarak bu bahsettiğim etiğin kendisidir. Bir şirketin x ürününde zafiyet bulduğunu ve o zafiyet ile sisteme kalıcı hasar verebilecek konumda olduğunu düşün. Bildirdiğin zaman günlerce, haftalarca veya aylarca cevap alamayacaksın, belki de şirket sana teşekkür etmeden o açığı kapatacak. CVE record almak istediğinde şirket sıkıntı çıkaracak ve belki dava ile tehdit edecek seni… uğraş dur, değer mi sence? Peki birde şunu düşün: O sistemi çalışamayacak ve düzeltilmeyecek hale getirip geri çekilmek.
imzanı atarsın birde, egon manyak bir şekilde azar. Belki maddi kazanç sağlayacaksın, belki egonu tatmin edeceksin…

internet bizi gerçeklikten öylesine soyutluyor ki, vurduğumuz şeyin bir şirket veya bir kod yığını değil, aslında doğrudan “insan” olduğunu göremiyoruz. Klavyenin ve root yetkisinin verdiği o sahte tanrılık hissi, bu bizim empati yeteneğimizi saniyeler içinde felç edebiliyor. “Değer mi sence?” diye sormuştum ya az önce. Şirketin o kibrine, davayla tehdit etmesine, emeğini hiçe saymasına rağmen o açığı sadece bildirmekle yetinmeye değer mi? İşte felsefenin ve etiğin etkisi tam burada devreye giriyor. Gece yastığa başını koyduğunda hesap vereceğin yer o vefasız şirket değil, kendi vicdanındır. O sistemi yerle bir edip imzanı attığında egon o anlık zafer sarhoşluğunu yaşar, belki cebin de dolar. Ama senin göremediğin camın arkasında insanların hayatlarını mahvettiğin gerçeğiyle baş başa kalırsın. O masum personelin kovulması, evindeki huzursuzluk, çocuklarının yaşayacağı sıkıntılar senin o boktan egonun kurbanı olur. etik olmak, her zaman kahraman ilan edilmek, bugbountyden binlerce dolar kaldırmak veya bir teşekkür maili almak demek değildir. Çoğu zaman doğru olanı yaptığın için sinir krizleri geçirmeyi göze almak, nankörlüğe ve adaletsizliğe rağmen çizgiyi bozmamaktır. Etik bazen de, sana ahlakın dışına çıkmayı emredebilir…